sûveyda

hüzn-ü hazan..

Ayrılık yelinin estiği sonbaharın tasasına şahitlik eden birkaç damla yaş değildir sadece.. İliklerime kadar üşümem tabii sebepler değil ayrılık yelidir bilinsin isterim. Ne şu zifiri gecelerimi aydınlatabilir ne de yüreğimi ağartacak olan kar tanelerini eritmeye kudret yetirir; alev alev, titrek titrek, ben gibi acziyet içinde ilmek ilmek eriyip tükenen kefen beyazı mum danem. Ve fısıldıyor yine gece; ateşin şiddeti midir bize ıstırab veren yoksa alev alev eritmesi midir terbiye eden..?

meçhul hikayeler!

Her günün aydınlığına aynı ritimle göz açtığımız dünyada benzersiz hikayeleri var her birimizin. Kiminin acıklı, kiminin yazıklı, kiminin ise yalandan bezenmiş umut kılıklı.. Birçoğumuz kendi hikayesinin öznesi iken, “acep kimlerin öznesi kendi benliğinin ötesinde ki?” diye sual etmek icab eder.

Her yeni günle beraber eksikliğini biraz daha hissettiğimiz: Ya bizden çok çok ötelerde ya da bilmem kaç arşın berimizde.. Kim bilir! umarsızca yaşadığımız hayatın hızıyla yürüdüğümüz yolda bir ağacın dalına takılı kalmıştır belki de ruh-u revanımız.. Ardına düşülecek bir gizemin izdüşümüdür belki de can verecek olan; karanlığa râm kılınan bu yaşama.